|
Engin ve Berfu |
Engin ve Berfu
Engin ve BerfuBuzdolabını açtı. Dört adet ufak boy domates
alıp, kabuklarını soydu. Onları bir kaba rendeleyip, ince ince çenttiği
soğanları ilave etti. Sonra yağda kavurdu. Daha önceden küçük parçalara
ayırdığı sosisleri aynı kaba doldurdu. Bu arada da keyifle salatasını
hazırlıyordu. Dayanamayıp bira kutusunu açtı, bardağa doldurmadan irice
bir yudum aldı. Doğrusu, bu sıcak yaz günlerinde, soğuk bira iyi
gidiyordu. Patateslerin kızarmasıyla birlikte, hazırlamış olduğu akşam
yemeği tamamlanmış oldu. Tek kişilik sofrasını kurdu, birasını
bardağına boşaltarak yemeğine başladı. Şartlar ne olursa olsun akşam
yemeklerini titizlikle hazırlar, iş toplantıları ve özel geceler
dışında mutlaka evinde yerdi.
Yemeği bitince aynı titizlikle
sofrasını toplayıp, bulaşıklarını yıkadı. Kendisine koyuca bir kahve
yapıp, sigarasını yaktı. Doktorunun, kendisine içmesi için izin verdiği
beş sigaradan sonuncusuydu bu. Tam yirmi yıl boyunca, her gün bir paket
sigara içmiş, düzenli spor yaşantısına karşın, kırk dört yaşında kalbi
tekleyince doktorlar sigarayı yasaklamışlardı. Altı ay boyunca sigara
içmemiş, daha sonra karısının o trajik ölümü sonucu tekrar başlamıştı
içmeye. Şimdi, doktoru ile girdiği muhteşem pazarlık sonu, günde sadece
beş sigara içiyordu.
(Rıza Engin Türkkan 1949 yılında
İstanbul’da doğmuş, askerlik çağına kadar, bu şehrin dışına çıkmamış
bir eczacıydı. Askerlik döneminde, önce Samsun’u görmüş, daha sonra
çektiği kura sonucu Erzincan’a gitmiş, böylece de görevi nedeniyle Doğu
Anadolu’yu az çok tanıyabilmişti. Askerliğinin bitiminde Sağlık
Bakanlığı’na başvurmuş ve Balıkesir Devlet Hastanesi’nde göreve
başlamıştı. Balıkesir onun hayatında en önemli kilometre taşlarından
biri olmuştu. Biricik sevgili karısı Piraye’yi orada tanımış, evlenmiş
ve tek evladı Nesrin orada doğmuştu. Balıkesir’den Manisa’ya tayin
olmuş, kızı Nesrin liseyi bitirip, tıp fakültesini kazanınca, İzmir’e
yerleşmişlerdi. Oldukça parlak bir öğrenci olan Nesrin, doktor olduktan
sonra Amerika’da ihtisas yapma hakkını kazanmış ve Amerika’ya gitmişti.
Kızının gidişinden yedi ay sonra da, karısını bir trafik kazasında
kaybetmiş ve yapayalnız kalmıştı.)
İçtiği günün son sigarasını
kahvesinin bitimiyle birlikte söndürdü. Bir süre öylece oturdu
koltuğunda. Piraye aklına gelince, psikiyatrist arkadaşı, Dr. Orhan’ın
tavsiyesine uyup, düşüncelerini başka yönlere çevirmeye çalıştı.
Televizyon kanallarını karıştırdı, sıkıldı, kalkıp eskiden okumuş
olduğu bir kitabı yeniden okumaya başladı. Nesrin’ e telefon etmek
istedi, sonra aradaki saat farkı aklına gelip, bu isteğinden vazgeçti.
Karısının ölümünden sonra kızına olan özlemi daha da bir artmıştı. “İki
ay daha sabret Engin “ diye geçirdi içinden. Nesrin, iki ay sonra, yaz
tatili için gelecekti. Sonra da geriye sadece sekiz ay kalıyordu kızına
kavuşması için.
Gecenin sonunda yapacak hiçbir şey bulaması
canını sıkıyordu. Aylardır yaşamakta olduğu yalnızlık, ruhsal ve
bedensel olarak yıpranmasına neden olmuştu. Telefona uzanıp kız
kardeşine telefon açtı. Telefona eniştesi Mustafa çıktı. Havadan sudan
konuştular. Kardeşi Türkan erken yatmıştı. Pazar günü maça gitmek için
sözleştiler. Kardeşi hayatta olan tek akrabasıydı. Mustafa ile uyumlu
bir evlilik sürmesine karşın, çocukları yoktu. Geçmişte Türkan’la iyi
geçinemez, zaman zaman çatıştıkları konular olurdu. Engin’in aksine,
duygusallıktan uzak, sert, soğukkanlı bir yapısı vardı Türkan’ın.
Mustafa daha bir kafa dengiydi. Birçok ortak zevki paylaşıyorlardı.
İkisi de aynı takımın taraftarıydı. Müzik zevkleri benzer, her ikisi de
bir fotoğraf tutkunuydu.
Mustafa ile Pazar günü birde buluşup,
maça gittiler. Futbol maçları kimi zaman insanlar için deşarj vasıtası
oluyordu gerçekten. Nitekim maçta bağırdılar, tezahüratlara katıldılar,
hatta küfür bile ettiler. Maçın bitiminde Mustafa Engin’i bırakmadı,
beraberce eve geldiler. Türkan ağabeyinin boynuna sarıldı uzun süre
öylece kaldılar. Seneler geçtikçe daha bir yakınlaşmışlar, birbirlerini
daha iyi anlar olmuşlardı. Yemeğe oturdular. Yemekte odak noktası Engin
ve yalnızlığı oldu. Engin konuşulanlardan bir şeyler olacağını
sezmişti. Sonuçta, Türkan ağzındaki baklayı çıkardı. —Ağabey
hepimiz Piraye’yi çok severdik. Ancak ölenle ölünmez. Kendini biraz
toparlaman gerekli. Daha ne kadar yalnız yaşayabilirsin bilinmez.
Nesrin geldiğinde senin yalnızlığına ne kadar çare olabilecek? Bizim
bankada bir arkadaş var. Seni onunla tanıştırmak istiyorum. Son derece
mükemmel bir insan. Anlaşıp iyi bir dostluk kurabileceğinizi sanıyorum.
Sonrası senin becerine kalmış bir olay. Ne dersin?
Bunun daha
önceden planlanmış bir senaryo olduğunu anlayan Engin, bir süre sessiz
kaldı. Türkan ve Mustafa birbirlerine bakarak onun tepkisini
bekliyorlardı. Engin, Mustafa’nın sigara paketine uzanarak bir sigara
yaktı, derince bir nefes çekerek: —Çocuklar, henüz bu tür bir
ilişkiye hazır değilim, evet yaşadığım hayattan bende hoşnut değilim.
Ancak bu aşamada başka da seçeneğim yok galiba. Hele biraz daha zaman
geçsin, Nesrin bir gelsin, ondan sonra düşünürüz bu tür şeyleri.
Yemekten sonra biraz daha oturup evine döndü Engin. Dönüş yolunda,
Türkan’ın konuştuklarını düşünüyor, gerçekten bir hayat arkadaşına
gereksinimi olup olmadığını irdeliyordu. Evine girdiğinde doğru
buzdolabına yönelip biraz içki doldurdu kendine. Sonra da “kusura bakma
doktor” deyip, günlük istihkakının dışında ikinci sigarayı yaktı.
Duvarda asılı olan Piraye’nin büyük boy portesinin karşısına oturdu.
Gözleri buğulandı, içkisini bitirdi. Paketten bir sigara daha çıkarıp
ağzına götürdü. Piraye’nin resmine bakıp, sigarayı yakamadı. Yatağına
uzandı. Türkan ve Mustafa, o gittikten sonra, konuşmaların bir
değerlendirmesini yapıp yatmışlardı. Tam dalacağı sırada telefonun
sesiyle irkildi Türkan. Arayan Engin’di. —Şu hatunla beni ne zaman tanıştırabilirsin, diye sordu. —Sen hiç meraklanma canım. Ben her şeyi ayarlarım. Yeter ki sen iste. İnan bana, böylesi senin için çok daha iyi olacak. Sonra gülümseyerek “ah benim kaçık ve inatçı ağabeyim” diye geçirdi içinden.
Kendi açısından olağan üstü günler yaşayacağını sanan Engin,
düşündüğünün aksine, çok sakin bir hafta geçirmişti. Bir tek şeyin
dışında. Haftanın ikinci günü kızı Nesrin’ den gelen bir telefon,
günlerin tek düzeliğini bozmuş, onu büyük bir sevince boğmuştu. Nesrin
telefonda, yaz tatiline tam zamanında geleceğini bildiriyor ve babasına
çok büyük bir sürprizi olduğunu belirtiyordu.
Kızıyla yaptığı
görüşmeden sonra, Engin kardeşini aramış, konuyu resmen açmamasına
rağmen, üstü kapalı bir şekilde, tanışma işinin ne zaman olacağını
öğrenmeye çalışmıştı. Ancak Türkan bu konudan söz etmemişti. Cuma günü
akşama doğru Mustafa’yı telefonla aradı. Hafta sonu hem balık tutmak
hem de fotoğraf çekmek için Foça’ya gitmeyi planladığını belirtti. Ona
kendisine katılıp katılamayacağını sordu. Mustafa’dan gelen yanıt
olumluydu. Hareket saatini belirleyip telefonu kapattı. Çalışma bitimi
arabasına binip biraz dolaştı. Sonra bir fotoğrafçıya uğrayıp, dört
bobin siyah-beyaz film aldı, evine döndü. Her zamanki özenle yemeğini
hazırlayıp, yedi. Daha sonra olta takımlarını, ertesi güne hazırladı.
Evinde kullanmadığı ve karanlık oda olarak hazırlanmış yüklüğe girdi.
Kullanacağı objektifleri ayırdı. Sonradan daha önce çekmiş olduğu
negatifleri karıştırmaya başladı. Piraye ve Nesrin’ in yıllar önce
çektiği bir negatifi geçti eline. Düşünmeksizin agrandizöre taktı
negatifi. Uzunca bir çalışmadan sonra Piraye’nin portresini ayırdı.
Kartı banyo edip kuruttu. Resimde Piraye tatlı bir gülümseyişle
bakıyordu. —Beni çok erken yalnız bıraktın be kadın. Yüksek sesle konuşmuştu kendi kendine. Sonra erkenden yattı.
Etiketler :
|
Yorumlar |

|
|