"Bir
zaman Muhammed
Hıfnî'yi ziyâret için Kâhire'ye gittim. Talebeleri beni huzûruna
götürdüler. Sohbetlerini dinledim. Onun yanında kaldım. Nihâyet geri
dönmek
için izin istedim. İzin verince yanından ayrıldım. Bulak'a geldim.
Sonra onun
yanında bir şey unuttuğum hatırıma geldi. Bir talebemi ona gönderdim.
Talebem
oraya varınca Hıfnî onu kapıda karşılayıp niye geldiğini sormuş. O da
unuttuğum
eşyâyı söylemiş ve almış. Daha sonra Hıfnî ona oruçlu olup olmadığını
sormuş. O
da oruçlu olduğunu söyleyince, ona;
Yavrum
bilhassa bu günlerde oruç sana meşakkatli olur. Üstelik sen misâfirsin.
Orucun da nâfiledir. Sen iftâr et öyle git." demiş.
Talebem
onun sözüne ehemmiyet vermeden yola koyulmuş. Yolda hıyar satan birini
görmüş. Ondan bir mikdâr hıyar almış. Oruçlu olduğunu unutup yolda
giderken
yemeğe başlamış. O esnâda kendisini çölde bulmuş.
Şaşkınlıkla;
-Sübhânallah,
sanki Tih Çölündeyim, buralar da neresidir? Ben neredeyim? Bulak
şehri nerede kaldı? diye hayretler içine düşmüş. Birisi ile karşılaşıp
ona
Bulak yolunu sormuş. O da böyle bir şehir bilmediğini söyleyince bir
başkasına
sormuş aynı cevâbı almış. Korkudan ve o yerlerin meşakkatinden bîtâb
hâle
düşmüş. Sonra bu hâlinin sebebi kendisi olduğunu anlayarak, Hıfnî
hazretleri
benim orucumu açarak gitmemi söylemişti. Onu dinlemedim. Emrine karşı
geldim.
Günah işledim. Ey Hıfnî hazretleri imdâdıma yetiş. Ben ne yaparım?
diyerek
ağlamaya başlamış. Kesin
olarak söz verip; "Bundan
sonra Allahü teâlânın sevgili kullarına muhâlefet
etmeyeceğim." demiş. O anda kendini hıyar aldığı zâtın karşısında
görmüş.
Talebem sonra da Bulak şehrine geldi. Gecikme sebebini sorduğumda
başından
geçen hâdiseyi bana böylece bildirdi."
Etiketler :